Merkezi ve Çevrel Sinir Sistemi

Merkezi ve Çevrel Sinir Sistemi
Merkezi ve Çevrel Sinir Sistemi
Her çok farklı bilgiler alırız. Bunların bazıları çevremizdeki insanlardan bazıları yaşadığımız ortamdan gelir. Bir grup bilgi de vardır ki bunlar kendi vücudumuzdan içimizden gelen bilgilerdir. Bunların çoğu bir tepki gerektirir. Bu tepki hareketlerimizde ve davranış biçimimizde görülür. Bu tür bilgiye saik yada dürtü deriz. Bu tür bilgileri ve uyarıları duyularımızdan beynimize ulaştıran karmaşık bir iletişim ve kontrol sistemimiz vardır ki buna sinir sistemi diyoruz.

İnsanların sinir sistemi bir sinir hücresi olan nörondan başlar. Nöronlar bilgi yada uyarıları hissedip belirli bir düzen içinde ilgili bölgelere yollamaya yarayan hassas bir yapıdadır. Sinir sistemimizin ilk halkası olan nöron bir hücre gövdesi ve bazı mikroskobik uzantılardan oluşmuştur. Dentrit denen bu uzantılar hücrenin dört bir yanından çıkar. Bunlar duyu alıcılarından yada başka bir sinir hücresinden gelen uyarıları hücre gövdesine ulaştırırlar.

Akson dediğimiz kalın bir sinir lifi uyarıları hücreden dışarı taşır. Her bir aksonun ucu bir sonraki nöronun dentritinin yakınına kadar uzar. Akson ile komşu hücre dentriti arasında sinaps yarığı denilen mikroskobik bir aralık kalır. Sinaps yarıkları her iki sinirin birbirine değmesini önleyecek kadar bir boşluk oluşturmasına rağmen kimyasal sinyallerin bir nörondan diğerine atlamasına imkan verecek kadar da dardır.

Bu kimyasal sinyallerden biri asetilkolindir ve uyarıların bir nörondan diğerine geçmesini sağlar. Asetilkolin bir aksonun uç noktasında oluşur. Sinaps boşluğunu geçer ve komşu nöronun dentritin de bir sinir uyarısı meydana getirir. Asetil kolin ve diğer kimyasal sinyaller aksonların sadece uç kısımlarında oluştukları için sinyaller sadece tek yönlü hareket edebilirler.

Nöron, Elektriksel ve Kimyasal Uyarı
Nöron, Elektriksel ve
Kimyasal Uyarı
Sinir sistemimizdeki kimyasal oluşumlar sinir ileticileridir. Sinir ileticisi olan kimyasal madde sinirin en dibinden salgılanır ve dürtüyü komşu sinire geçirir. Kimyasal madde komşu nöronun bu dürtü ile harekete geçmesinden sonra da sistemdeki diğer bileşimler tarafından yok edilir. Bu vücudun bazı yanlış ve gecikmiş mesajları almasını önlemek içindir. Bazı sinir rahatsızlıklarında mesela Parkinson rahatsızlığında uyarıları ileten kimyasal bileşimler çalışmaz. Bu yüzdende bir kas emir alamadığı için kontrol dışı hareketler yapar.

Nöron, Pozitif ve Negatif Elektriklenme, Sodyum ve Potasyum iyonlarının yer değiştirmesi
Pozitif ve Negatif Elektriklenme
Sodyum ve Potasyum İyonlarının
Yer değiştirmesi
Sağlıklı nöronlarda iyonların bir dengesi vardır. İyonlar pozitif yada negatif yüklü atomlardır. Sinir uyarıların sinir hücrelerinde hem kimyasal hem elektriksel değişimlere uğramasını sağlarlar. Bir nöron bir uyarıyı iletmeden önce dış yüzü sodyum iyonla pozitif elektrik yüklüdür. İç yüzüyse potasyum iyonuyla negatif yüklüdür.

Nöron çalışmadığı zaman hücrenin iç ve dış yüzeyinde herhangi bir hareket görülmez. Nöron bir dürtü alıncaysa elektriksel ve kimyasal değişimler olur. Dürtü olan bölgedeki iyonların içte olanları pozitife dışta olanları negatife dönüşür. Başka bir deyişle sodyum ve potasyum iyonları yer değiştirir. Uyarı geçince uyarı alan bölge yine eski haline döner. Uyarının sinir hücresinin içinden geçişinde de benzeri bir oluşum gözlenir.

Bir hücrenin bağımsız bölümlerinin yeni bir uyarıyı iletebilmesi için bir süre dinlenmesi gerekir. Bu dinlenme süresi bazı nöronlarda 1 saniyenin 1000 de 1’i kadardır. Beyindeki ve omurilikteki nöronlar merkezi sinir sistemi dediğimiz bir üniteyi oluştururlar. Merkezi sinir sistemi insan sinir sisteminin iki ana bölümünden biridir. Diğeri ise çevrel sinir sistemi adını alır. Çevrel sinir sistemi 43 çift sinirden oluşmuştur. Bunlar beyinden ve omurilikten çıkarak vücudumuza yayılırlar.

Beyin ve omurilik milyarlarca nöronu kontrol eder. Sadece beynin hakim olduğu nöron sayısı 9 milyardır. Beyin ve omurilik bir tek ünite oluşturur. Uyarılar vücudun dört bir yanından beyin ve omuriliğe iletilir. Omuriliğin bir bölgesine yollanan uyarı, omuriliğin bir başka bölgesine yada beyne ulaştırılabilir.

Bazı sinir hücreleri nevrilem de denilen bir sinir kılıfı, sinir zarıyla örtülmüştür. Beyin ve omurilikteki nöronların böyle bir sinir kılıfı yoktur. Bu nedenle bu hücreler kendilerini onaramazlar ve bu sinirlerin uğradığı bir yıkım süreklilik taşır. Beyin ve omurilik zedelenmeleri de buradan gelir.

Sağlıklı bir beyin ve omuriliğe değişik duyu nöronlarından gelen kimyasal sinyaller hep aynıdır. Topuktan gelen bir uyarının kimyasal yapısı ile burundan gelen bir uyarının kimyasal yapısı arasında bir fark yoktur. Ne var ki bu uyarılar beynin farklı bölgeleri tarafından algılanırlar ve onlar koku, dokunma ve tat duyuları gibi farklı şekillerde tepki oluştururlar.

Beyin duyu organlarından aldığı uyarıları algıladıktan sonra bunları gerekli tepkiyi göstermek üzere sinir sistemi aracılığıyla geri yollar. Tepki vücudun değişik yerlerinde ortaya çıkan fiziki bir harekettir. Uyarıları organlara taşıyan bu hücrelere hareket hücreleri denir. Bunlar uyarıları beyin yada omurilikten alarak kaslara yada bezlere iletirler. Hareket mesajı alan kas yada beze etkilenen diyebiliriz. Hareket hücresinden aldığı mesajla etkilenen bir kas kasılır. Hareket hücresinden etki alıp etkilenen bir bez ise bir salgı çıkarır.

Dizde Refleks nasıl olur?

Diz Refleks Atma
Diz Refleks Atma
Bir bilgi duyu alıcılarından beyne ve omuriliğe iletilip buradan hareket hücreleri tarafından geldiği anda çizilen yola refleks yayı denir. Dizdeki atma böyle bir refleks yayının tipik bir örneğidir. Doktor hastasının dizine vurunca dizdeki alıcılar bilgiyi alan duyu hücrelerini harekete geçirir bunlar uyarıyı omuriliğe yollar. Omurilik mesajı bir hareket nöronuna vererek kasa geri yollar. Kas kasılır ve hareket oluşur. Bu refleks yayı insan vücudundaki en basit örnektir. Bazı refleks yaylarının duyu hücreleri ile hareket hücreleri arasında bağlantı hücresine ihtiyaç vardır. Refleksler vücudun tepkisini engelleyen yada artıran binlerce nöronu canlandırır.

Çevrel sinir sisteminin tepkileri özellikler gösterir ve bu nedenle de alt sistemlere bölünür. Bu alt sistemler, somatik sinir sistemi, otonom sinir sistemi, sempatik sinir sistemi ve parasempatik sinir sistemidir.

Somatik sinir sistemi iskelet kasları da dediğimiz çizgili kasları kontrol eder. Bunlar dışarıdan gelen etkilere istenç ile ve beynin kontrolü altında tasarlanan biçimde tepki gösterir. Yürümemizi, koşmamızı, top oynamamızı ve aktif olarak bilinç ile yaptığımız tüm hareketleri yaptırırlar.

Otonom sinir sistemi istenç dışı hareketlerimizi yönlendiren sistemdir. Bunlar iç organlarımızın dış kaslarını ve kalp adalesini kontrol eden hareket hücrelerini çalıştırır. İdrar, kalp atışı, cinsel duyularımız ve ter bezlerimizin çalışması otonom sinir sisteminin kontrolündedir.

Sempatik ve parasempatik sinir sistemleri otonom sinir sisteminin parçalarıdır. Bu iki sistemin birbirinin aksi etkileri vardır.

Sempatik sinir sistemi bir stres durumunda vücudu süratle bir uyuma sokar. Dolaşım sistemine hemen adrenalin verir. Kalp atışlarını artırır, kan basıncını ve kandaki şeker oranını yükseltir, göz bebeklerini genişletir, terleme bezlerinin çalışmasını hızlandırır, tüyleri diken diken yapar ve ihtiyaç olabilir diye düz kaslardaki kanın fazlasını hızla çizgili iskelet kaslarına taşır. Sistemimizin getirdiği bu değişiklikler vur kaça hazırlık niteliğindedir. Bu değişiklikler zor anlarda vücudun direncini artırır. Yüksek adrenalin insanların hızlı koşmalarını sağlar.

Parasempatik sinir sistemi ise tam aksine organların hareketini frenleyip yavaşlatır. Kalp atışları azalır, böbrekler büzülür, salgı bezlerinin çalışması yavaşlar ve sempatik sinir sisteminin oluşturduğu aşırılıklar normale döner.

Merkezi ve Çevrel Sinir Sistemi
Merkezi ve Çevrel
Sinir Sistemi
Bütün bu farklı etkileşimlerin oluşturduğu sinir sistemi, insanların en etkin biçimde hareket etmelerini sağlayan mükemmel bir denge kurmuştur. Ne var ki bu sistem yediklerimize ve içtiklerimize son derece hassastır. İnsanların günlük yaşamında bu sistemi etkileyen en yaygın alışkanlığı kafein ve nikotindir. Kola ve kahvenin karışımındaki bir madde olarak kafein güçlü bir uyarıcıdır. Sinir sistemini tümüyle harekete geçirir, kalp atışlarını artırır, tansiyonu yükseltir.

Sigaradaki nikotininde sinir sistemi üzerinde önemli etkisi vardır. Yüksek dozdaki nikotin sinir sistemini bozar. Nöronların duyuları iletme yeteneğini azaltır.

Sinir sistemini etkileyen unsurların içinde en önemlisi tabiî ki alkoldür. Beyindeki his kontrol merkezini etkiler, önleyici duyuları yok eder. Sonra görme ve konuşma bölgelerini etkisi altına alır, görüntü bulanıklığı ve çift görme, konuşmada peltekleşme başlar. Daha ileri gidince alkol, hareket hücrelerini bloke eder ve kas kontrolü tamamen kaybolur. Yürüme güçlüğü belirir.

Daha da fazla alkol alınırsa beyindeki nöronlar öylesine felce uğrar ki kişi kendinden geçer. Beyinden komut alamayan kalp ve sindirim sistemi, solunum sistemi yavaşlar. Bunun sonucu ölüme kadar gidebilir. Uyuşturucular, (eroin, kokain, marihuana) sinir sisteminin tümünü etkisi altına alır ve zarar verir.

Sinir sistemi bizzat beynin ürettiği kimyasallarında etkisi altındadır. Bunlar hakkında çok fazla şey bilinmemekle beraber bunların çoğunluğu ağrıya karşıdır. Karşılaşılan bir şok durumunda artan endorfin salgısı da bu kimyasal bileşimlerden biridir.

Sinir sistemiyle ilgili daha pek çok bilinmeyen vardır. Ne var ki artık sinir sistemimizi görebilir hale geldiğimize, bölümlerini tanıyıp işlevlerini gözleyebildiğimize göre yakın bir zamanda sinir sistemimizin gizemli dünyasına girip ondaki sırları çözmemiz uzak değildir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen soru sormadan önce, sorunuzu öncelikle arama kutusunu kullanarak araştırınız. Güzel yorumlarınız içinde teşekkürler.

Yorum Kutusu