Böbrek

Organizmanın ideal ortamında değişmeden tutulabilmesi hayati önem taşır. Süreklilik isteyen bu normal şartların devamlılığına homeostazi (homeostasis) durum deniyor. İnsanoğlunun vücudunda milyonlarca canlı hücre vardır. Bunların homeostasis bir durumda bulunmaları içinde bulundukları ortamın uygun şartlara sahip olmasına bağlıdır. Her hücrenin temel ihtiyacı aynıdır. Bu nedenle bu ortamı tek bir hücreden hareket ile inceleyelim.

Hücre dokular arasındaki bir sıvı ile çevrelenmiştir. Yüzde 90’ı su olan bu sıvı kan ile birlikte sürekli bir dolaşım halindedir. Dokular arasındaki sıvı kana karışınca plazma halini alır. Besin ve oksijen hücreye kan yolu ile gelir, karbondioksit ve atıklar kana karışarak hücreden ayrılır. Solunum sistemimiz kandaki karbondioksiti alıp kanı oksijen ile besler. Vücuttaki oksijen ve karbondioksit dengesini sağlayan unsur solunum sistemidir. Geriye besin ve besin artıkları kalır. Hücrenin ihtiyacı olan besini sindirim sistemi sağlar ve dengede tutar.

Peki artık ve atıklara ne olur ?

Bir sistem onları temizlemezse kanımız giderek kirlenecek denge bozulacaktır. Bu durumda homeostasis yok olur ve bunun sonucu ölümdür. O zaman kan dolaşımımızın birde artık temizleyiciye ihtiyacı vardır. Homeostasis durum ancak böyle korunabilir.

Böbrek hastalarında hemodiyaliz makinesinin yardımı olmadan kanında biriken atıklar hücrelerin işlevini engeller. Zamanında ve belirli aralıklarla diyaliz yaptırması tek yaşam yoludur. Sağlıklı insanlar için homeostasis durumun korunması önemli bir sorun değildir. Böbrekleri sağlıklı olduğu için onların hemodiyalize ihtiyaçları yoktur. Kanlarındaki plazma böbrekleri tarafından gereğince süzülür.

İdrar yolunun temel organı böbreklerdir. Kandan temizlenen artıklar vücuttan idrar yoluyla atılırlar. Ama böbrekler bu artıkların atılmasının ötesinde bazı işlevlere sahiptir. Vücuttaki hücreler kan plazmasında hayati bazı maddelere de ihtiyaç duyarlar. Böbrekler belirli bir zaman diliminde bu maddelerin kan plazmasında gereken miktarda olmasını da sağlar.

İdrar sistemi karın boşluğunun altındadır. Fasulye tanesi biçimindeki iki böbrek vücudun iki yanına yerleşmiştir. İdrar böbreklerden çıkarak idrar yolundan geçer ve alt karında pelvis de bulunan idrar kesesine dolar. İdrar kesesi genişler ve beyne idrar yapma uyarısını yollar. İdrar istenç içi sinir sisteminin kontrolündedir. Keseyi terk edip siyek de denilen üretra yoluyla vücuttan atılır. Erkeklerde üretra kanalı penisin içinden geçer. Kadınlarda vajinanın tam ağzında son bulur.

Vücudumuzdan her gün yaklaşık 1 litre idrar atılır. Bu vücudumuzdaki 13 litrelik sıvının böbreklerden süzülmesi sonucu ortaya çıkar. Bu sıvının 10 litresi hücreler arasında dolaşır. Geri kalan 3 litre sıvı plazma olarak kanda bulunur. Plazma konumunda bulunan sıvının yolu günde birçok kereler böbrekten geçer. Böbrek tarafından süzülen plazmanın toplam olarak günde 950 litreye denk düştüğü bilinmektedir. Bu vücudumuzun kan birikimi içinde küçümsenemeyecek bir miktardır. Kalbin pompaladığı kanın her an ¼ ü böbreklere ulaşmaktadır. Bu kadar kanı temizlemek için böbreklerinde devamlı temiz kana ihtiyacı vardır. Bu ortadan inen iki geniş damar ile sağlanır. Bu iki damar kalpten aldıkları kanı alt toplar damara verirler.

Böbrek, Korteks, Medulla ve Pelvis
Korteks, Medulla ve Pelvis
Böbrek üç temel parçadan oluşmuştur. Kabuk bölgesi korteks (kortex), iç bölge medulla, böbrek havuzu pelvis. Pelvis toplayıcı boncuklardan gelen idrarın biriktiği bir havuzdur. Kan damarı bir ağacın dalları gibi daha ufak damarlara ayrılarak kanı medulla ve kortekse bağlı yoğun kılcal damarlardan içeri ve dışarıya taşır. Temizleme işleminin yapıldığı yer burasıdır.

Burada kılcal damarların birbirinin içine girdiği oldukça karmaşık bir tüpler sıralaması vardır. Bu tüpler ve kılcal damarlar böbreklerdeki nefronları meydana getirirler. Nefronlar işlevsel boşaltım birimleridir. İdrardaki suyu besinleri emerek boşaltılması gereken artıkları salgılar ve vücuttan atılacak idrara son şeklini verirler.

Kan kortekse akarak yoğun kılcal damarlardan oluşan yoğun kılcal damarlardaki düğümlere gider. Bu yoğun kılcal damar ağına glomerüller (glomerulus) denilir. Her bir glomerülün etrafında glomerül kapsülü denilen ince bir doku vardır. Glomerül ve kapsülü bir nefronun başlangıcını gösterir. İnsanoğlunun böbreklerinde 1 milyon ile 3 milyon arasında nefron vardır.

Nefronun ilk bölümü glomerüldür. Glomerül kapsülü bunun etrafını sarar ve borucuğa bağlanır. Tüp ikiye ayrılır birine henle kulpu (Loop Of Henle) denir. Diğeri de kıvrımlı yakın borucuktur (Proximal Tubule). Yakın borucuk sonunda toplayıcı borucuğa bağlanır ki buda idrarı pelvise yollar. Şimdi kan plazmasının nefron da ki işlevlerini görelim.

Kan damarlarından her biri ince atardamarlar halinde dallara ayrılarak glomerüle girer. Nefronda yapılan üç işlemden ilki yani süzme işlemi burada yapılır. Glomerül çeperleri vücuttaki diğer kılcal damarlara oranla yüz misli daha pütürlüdür. Bunların karşısında üzerinde süzme çizikleri olan glomerül kapsülünün duvarı vardır. Sadece hücre kalınlığında olan bu iki tabaka bir elek görevini görür. Ve bir molekülden daha ufak olan her maddenin kandan çıkıp bu elekten süzülerek glomerül kapsülüne geçmesini sağlar. Buradaki süzme eleklerinden sadece kan hücreleri ve protein molekülleri geçemez. Bunun dışında neredeyse plazmanın tamamı bu elekten geçebilir. Bu süzülme aslında pasif bir yer değiştirme şeklindedir. Süzgeci oluşturan hücreler süzme sırasında bir enerji sarf etmezler.

Glomerül kapsüle geçen sıvı süzülmüştür. Bu aşamada süzülen madde idrardan çok bir plazma niteliğindedir. İdrar kıvamına gelmesi için bazı işlemlerden de geçmesi gerekir. Süzülen sıvı glomerül kapsülden yakın borucuğa geçer. Bu nefron da ki ikinci işlemdir. Süzme burada daha yoğun bir hale gelir ve yeniden sindirme safhasına girer. İlk süzmede ölçü sadece moleküllerin büyüklüğü olduğu için aslında vücuda gerekli olan bir takım maddelerde süzülür. Bunların yeniden vücuda kazandırılması gerekir. Bunun için bunlar sindirilerek önce böbreklerin sıvısına oradan da en yakın kan damarına geçerler. İlk süzülmede glomerül kapsüle kaçan suyun yüzde 80’i ve çok ufak oldukları için ilk süzülmeden geçen atıkların yüzde 50’si bu aşamada sindirilen maddeler arasındadır. Bu maddeleri geçirmek için borucuk hücreleri bir enerji sarf etmediklerinden bu pasif bir geçiş olur. Bu maddelerin hücre suyuna geçebilmeleri şartlar uygun olduğundan kendi kendinedir.

Ama glikoz, sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfat, asit ve sülfat gibi maddeler için aktif geçiş gerekir. Borucuk hücreleri bunları ancak bir enerji sarf ederek dışarı pompalayabilir. Aktif taşıma için enerji gerekir. Bu sırada harcanan enerji vücudun dinlenme anında harcadığı enerjinin yüzde 6’sına eşittir. Yeniden sindirme işlemi aktif yada pasif biçimde ama tüm borucuk boyunca sürer ve toplama borucuğunda da devam eder. Ama bölümlerin görevleri farklıdır. Mesela yakın borucuğun kıvrımlı bölgesinde toplam işlemin yüzde 60’ı yapılırken, henle kulpunun aşağıya inen bölümündeki esas çalışma sodyumun sindirimidir.

Nefron da ki işlevlerin üçüncüsü ve sonuncusu salgılamadır. Kandan atılması gereken bazı maddeler glomerül kapsüle geçemeyecek kadar büyüktür. Bunlar damarların içinde kalır ve borucuğa karışmaya çalışır. Bunların yeniden sindirimdeki yolun tam aksini takip ederek dışarı salgılanması gerekir. Bu sırada geniş moleküllerle beraber salgılanan başka maddelerde vardır. Amonyak ve hidrojen iyonlarının salgılanması böbreklerin kandaki asit oranını kontrol etmesi bakımından hassas bir işlemdir. Salgılama aktif yada pasif taşımayla olabilir. Üre ve sodyum gibi bazı maddeler salgı ile atılabileceği gibi sindirilebilir de bu nefronun işlevini normal yapabilmesi için önemlidir.

Filtre edilen maddeler toplayıcı borucuğuna girerken artık idrar haline gelmiştir. Ama henüz içinde gereğinden çok su vardır. Vücut suyunun ayarlanması toplayıcı borucuklarda yapılan ve beyin tarafından kontrol edilen bir işlemdir. Beyinin alt tarafında bulunan hipofiz bezinde birçok salgının yanı sıra kısaca ADH denilen ve gerçek görevini toplayıcı borucukta yapan bir tür hormon üretilerek kanada karışır. Toplayıcı borucuk hücrelerine etki yapan ADH olmasaydı bu aşamada bir su emişi olamazdı.

Hızlı hareketler yaptığımızda terler ve süratle su kaybederiz. Bazı hallerde ise susamamıza rağmen su bulamayabiliriz. Her iki halde de hipofiz bezi susuzluğumuzu fark ederek ADH üretimini çoğaltır. Bu toplayıcı borucuğun su geçirgenliğini artırarak daha fazla suyun vücutta kalmasını sağlar. Böylece vücudun ihtiyacı olan su kısmen de olsa bu yolla karşılanmış olur.

Su içtiğimiz zaman kanımızdaki su miktarı artar. Hipofiz bezi bu sefer tam tersini yapıp ADH üretimini kısacaktır. Buysa toplayıcı borucuğun su geçirmezliğini artırarak daha az suyun vücutta kalıp çoğunun idrarla vücuttan atılmasını sağlayacaktır. Süzme, sindirme ve salgılama yoluyla nefronlar o anda vücudun su dengesini gerekli bir şekilde korurlar ve vücut için gereksiz olan maddeleri plazmadan süzerek atarlar.

İdrarda bazı inorganik tuzlarla, organik maddeler bulunur. En yoğun organik madde üredir. Yediklerimizin, atılan maddelerin miktarı ve bileşimi üzerinde bir rolü olduğu muhakkaktır. Mesela böbreklerimiz tarafından dengesi ayarlanan maddelerden biride sodyumdur. Fazla tuzlu yiyen kişilerin idrarındaki sodyum miktarı yüksek olur. Kahvedeki kafein, sigaradaki nikotin gibi bazı maddelerse vücudumuz için hiç gerekmeyen bir niteliğe sahip olduklarından bunlarda kandan alınarak idrara çevrilirler. Buda idrara bir kafein ve nikotin kokusu verir.

Vücudumuzu homeostaz denilen sağlıklı bir konumda tutabilmek için böbreklerimizin de sağlıklı çalışması gerekmektedir. Ne var ki böbreklerde diğer organlarımız gibi bozulma ve fonksiyonlarını yerine getirememe tehlikesi ile karşı karşıyadır.

BÖBREK TAŞI

Ultrasonik Dalgalar ile Böbrek Taşı Kırma
Ultrasonik Dalgalar ile
Böbrek Taşı Kırma
Böbrek taşları en sık rastlanan ve büyük sancı veren böbrek rahatsızlığıdır. Her ne kadar neden ve nasıl oluştukları tam olarak bilinmiyorsa da ürik asit, kalsiyum fosfat yada kalsiyum oksalatın bir araya toplanmasından oluştuğu sanılmaktadır. Bu taşlar bazı hallerde pelvis de kalırlar. Bazen de böbrekten çıkarak idrarı böbreklerden mesaneye götüren borudan, üretradan geçerek idrar kesesine girerler. Bir böbrek taşının idrar yolundan geçmesi oldukça sancı verici bir olaydır. Taş üretraya yerleşerek mesaneyi tıkayabilir ve duvarlarını zedeleyebilir. Her yıl binlerce kişi böbrek taşı aldırmaktadır. Yakın zamana kadar bunun için oldukça sıkıntılı ameliyatlar geçirilmek zorunda kalınırdı. Ancak ultrasonik tedavi yöntemleri bu işlemi daha basit ve ızdırapsız hale getirmiştir. Böbrek taşını hedef alan ultrasonik dalgalar onları bombalayarak parçalar.

ÜREMİ

Üremi böbreklerin üre ve diğer atıkları atma yeteneklerinin kaybolması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Bazı hallerde başarı ile tedavi edilebilmektedir. Ancak tedavi sonuç verinceye kadar hasta diyaliz yaptırmak zorundadır. Bazı durumlarda bu öyle kronik ve tedavi kabul etmez hale gelir ki bu durumda hasta devamlı bir şekilde suni böbrek de dediğimiz hemodiyaliz aletinden yararlanmak zorunda kalabilir. Bu makineler bundan daha 20 – 30 yıl önce koca bir duvarı kaplayan hantal makinelerdi. Günümüzde nerdeyse taşınabilir hale gelmişlerdir.

Aslında bir değil de iki böbrekli yaratılmış olmamız bizler için bir nimettir. Birinin arızalanması halinde diğerinin tek başına çalışması sağlıklı bir yaşam sürdürebilmemiz için yeterlidir. Öyle ki bazı kişiler bir hastayı kurtarmak için böbreklerinden birini feda etmeyi bile göze alabilmektedirler. Alıcıyla vericinin kan uyumu içinde olması elbette şarttır. Zaten çoğunlukla böbrek verenle alan yakın akraba olduklarından böbrek nakilleri bu açıdan bir sorun oluşturmamaktadır. Kardeşler arasındaki başarı oranı yüzde 90’a anne, baba, evlat arasındakiyse yüzde 84’e ulaşmıştır.

Aslında günlük hayatımızda böbreklerimize pek önem vermeyiz. Kalp ve beynimize göstermeye hazır olduğumuz özeni bu organımızdan esirgeriz. Onlara ne derece bağımlı olduğumuzu umursamayız. Ama böbreklerimizin süzme temizleme ve vücudumuzun su dengesini korumada sahip oldukları hayati fonksiyon en az diğer organlarımız kadar önemlidir. Çünkü böbreklerimizin sarf ettikleri sürekli gayret olmasa vücudumuzun sağlıklı olması ve kısacası yaşamımızı sürdürebilmemiz mümkün değildir.


3 yorum:

  1. aradığımı bulamadım:( ben deney videosu arıyordum

    YanıtlaSil
  2. 24 saatlik idrar da protein yüksek çıkıyor ve idrarda yoğun köpüklenme var!!!
    Çörek otu böbrekler için nasıl kullanılır???

    YanıtlaSil
  3. Günlük 2 gram düzenli olarak çiğneyerek veya hergün için ayrı ayrı öğüterek tüketin. Tüm rahatsızlıklar için dahilen tüketilmesi en etkin yöntem. Geçmiş olsun dileklerimle.

    YanıtlaSil

Lütfen soru sormadan önce, sorunuzu öncelikle arama kutusunu kullanarak araştırınız. Güzel yorumlarınız içinde teşekkürler.

Yorum Kutusu