Solunum Sistemi

Solunum Sistemi
Solunum Sistemi
Oksijeni bol bir ortamda yaşıyoruz. Oksijen, teneffüs ettiğimiz havanın kokusu, tadı, rengi olmayan, görülmeyen bir parçası. Yaşamımızı sürdürebilmemiz sürekli olarak taze oksijen bulabilmemize bağlıdır. Durmak bilmeyen nefes almalarımız sırasında dakikada 1700 cm3 oksijen içimize çekeriz. Yemek yemeden 1 ay, su içmeden 1 hafta yaşayabiliriz ama oksijensiz kalabileceğimiz süre 5 – 6 dakikayı geçemez.

Yaşadığımız gezegenin özelliklerinin başında oksijeni bol bir atmosfere sahip olması gelir. Bir oksijen atomu ikinci bir oksijen atomu ile birleşerek saf oksijeni yani O2’yi oluşturur. Atmosferin 1/5 i oksijendir. Kimyasal bakımdan O2 hemen hemen bütün elementlerle birleşebilecek kadar aktif bir yapıya sahiptir. Karbonun oksijen ile yanmasında olduğu gibi karbon ile birleşme karbondioksit gazı ve enerji üretir.

Yanan bir kibritte bu enerji çabuk tükenirken, canlıların vücudunda ise bu enerji yavaş tükenir. Örneğin alevin ömrü kibritten aldığı karbon ve havadan aldığı oksijen miktarına bağlıdır. Karbondioksit yanma sonucu geride kalan atıktır ve aleve bir faydası yoktur. Aynı durum canlılar içinde söz konusudur. İnsanlar karbonu yedikleri besinin şeker moleküllerinden elde ederler. Bu karbon vücuda nefes alma yoluyla giren oksijen ile karışıp karbondioksit olarak vücuttan atılır. Bu işleme solunum denir.

Etrafımızda yaşayan hayvanlar ve bitkilerin her biri oksijen ihtiyaçlarını kendilerine has yöntemler ile giderirler. Suda, denizde, okyanuslarda da oksijen vardır. Deniz hayvanları ve bitkileri de sudaki oksijen sayesinde yaşamlarını sürdürebilirler. Bazı tek hücreli canlıların solunum şekli son derece basittir. Oksijen alırken hiçbir güç sarf etmelerine gerek yoktur. Zardan oluşan vücut yapıları oksijenin geçmesine uygundur. O2 hücrenin içinde yakılır. Sudaki O2 daima hücredekinden fazladır. Ve oksijen dengeyi korumak için hücreye girmeye devam eder. Bunun nedeni oksijenin her yerde aynı yoğunluğu tutturabilmek için yoğunluğu çok yerden yoğunluğu az yere akma eğilimidir.

Burun Boşluğu, Sinüs
Burun Boşluğu
(Sinüs)
İnsanların solunum sistemlerini ayrıntısıyla anlayabilmek için beyaz nokta ile gösterilen oksijen molekülünün gittiği yolu takip edelim. Göğüs boşluğu ve akciğerler genişleyince oksijen molekülü burun deliğine doğru çekilir. Havadaki cisimlerin çoğunu tutan sert ve kıllı bir yolu takip ettikten sonra geniş bir alan olan burun boşluğuna (sinüs) gelir. Burada bulunan koruyucu üç tabakadan dönerek geçerken havanın ısısı artar. Bu boşluğun duvarları kanın sıcaklığını havaya veren kılcal damarlardan oluşmuş mukoza zarıyla kaplıdır.

Bu zar hava ile giren yabancı cisimleri üzerinde toplar ve havayı nemlendiren yapışkan ince bir mukoza salgılar. Mukozanın tüylü bir halı üzerinde dalgalanırmış gibi gırtlağa doğru hareket eden ve üzerine yabancı cisimleri alan kısmı buradan sindirim sistemine taşınır.

Larenks, Larinks, Gırtlak
Gırtlak (Larenks)
Burun boşluğundan sonra yutağa ulaşırız. Yutaktan sonra ağza açılan büyükçe bir geçitten geçilir. Oksijenin burundan geçmesi yerine kestirme bir yol olan ağızdan alınması da mümkündür. Ancak bu halde burun boşluğunda oluşan ısınma nemlenme ve süzülme gibi oldukça önemli işlemler yapılmamış olur.

Yutağın alt kısmının iki görevi vardır. Buradan hem hava hem besinler geçer. Bu yol ilerde ikiye ayrılır. Besinler yemek borusuna giderken hava gırtlağa ilerler. Yanlışlıkla yemek borusuna kaçan havayı mide ağızdan gaz çıkarmak yoluyla geri yollayacaktır. Oysa eğer besin yanlışlıkla gırtlağa kaçarsa bunun tehlikeli sonuçları olabilir.

Gırtlak Kapağı, Epiglot
Gırtlak Kapağı
(Epiglot)
Gırtlağın bir parçası olan gırtlak kapağı (epiglot) bu ihtimali azaltmıştır. Yutkunduğumuz anda epiglot nefes borusunun ağzını kapatır ve ancak yutkunma bittikten, besin geçtikten sonra açar. Bu hareket gırtlak çıkıntısı belirgin olan insanlarda dışarıdan da görülebilir. Besinlerin gırtlak kapağını aşarak yanlış yola girmesi halinde kaçan besini öksürerek dışarı atmaya çalışırız. Gırtlak yutaktan nefes borusuna giden yolda kıkırdaktan oluşmuş bir kutudur.

Ses teli, Ses Nasıl Çıkar
Ses Telleri
Gırtlağın (larenks) içinde bir çift ses teli bağı vardır. Bu teller ve yanındaki kıkırdaklarda kaslar bulunur. Kasları serbest durumda bıraktığımız zaman hava gırtlağa rahatça girer, kasları sıkıştırdığımız zamansa teller gerginleşir. Bu sırada nefes alıp verirsek teller titreşerek bir ses çıkarırlar. Kasların ses telleri üzerinde oluşturduğu gerginliği kontrollü bir şekilde değiştirerek istediğimiz sesi çıkarabilir, dudakların ve dilinde yardımıyla bu sesleri konuşma haline dönüştürebiliriz.

Nefes Borusu, Trakea
Nefes Borusu (Trakea)
Gırtlağın altında nefes borusu (trakea) vardır. Nefes borusunun içindeki mukoza tüyleri ters istikamette dalgalanır. Bunun nedeni nefes borusuna girdikten sonra yakalanan toz parçacıkları ve yabancı cisimleri yutağa doğru taşıma gereğidir. Nefes borucu C şeklindeki kıkırdakların baskısıyla daima açıktır. Boğumun sonunda sola ve sağa ayrılan iki akciğer borusu vardır. Bu borularda devamlı parçalara ayrılarak her bir akciğerin içinde ağaç görünümünde hava yolları açarlar. En ince dalları olan bronşların sonunda üzüm salkımına benzeyen mikroskobik hava kesecikleri vardır. Oksijen molekülünün yolculuğu bu hava keseciğinin içinde son bulur. Ve molekül hava keseciği duvarındaki solunum zarıyla buluşur.

Hava keseciği, Makrofaj, Akyuvar
Hava Keseciğindeki
Makrofaj (Akyuvar)
Zarın üzerinde bir akyuvar vardır. Bu akyuvar hava yoluyla gelecek bir kirliliğe karşı vücudun son koruyucusudur. Her ne kadar yabancı bir cisim için buraya kadar yakalanmadan gelmek çok güç de olsa eğer bunu başaran biri çıkarsa onu yok etmek görevi de bu arkadaşındır. Adı makrofajdır ve işinde uzman bir akyuvardır. Bir hava keseciğinden ötekine gezerek rastladığı toz, kurum veya bakteriyi yiyerek yok eder.

Burun veya ağızdan alınan havanın akciğerlere gelinceye kadar ısı ve nem oranı artar. Vücut bu yolla havanın hava keseciğine girmesini kolaylaştırır. Hava keseciklerinin duvarları ince ıslak bir tabakayla kaplıdır. Akciğerlerimizde yaklaşık 750 milyon hava kesesi vardır. Ufacık hava kesecikleri akciğere bir sünger görüntüsü verir. Akciğerin solunum zarını oluşturan hava keseciklerinin yüzeyi yaklaşık 85 m2’lik bir alan kaplar. Buysa vücuttaki yüz milyonlarca hücrenin beslenmesi için gerekli olan oksijenin ve karbondioksitin kaynaşması için elbette ki yeterli bir alandır.

Akciğerde bronşlarla kan damarları iç içe örülmüş bir ağ gibidir. Kan damarları vücudumuzun her tarafına yayılmıştır. Bütün damarlar sonunda kanın vücuda pompalandığı hayati organımız kalpte buluşur. Oksijenin vücuda taşınması görevini kandaki alyuvarlar yapar. Alyuvarlar oksijeni herhangi bir sıvının taşıyabileceğinden daha çok ve daha hızlı taşır. Vücutta kanın katı maddesini oluşturan 25 trilyon alyuvar vardır. Kanın sıvı maddesine plazma denir.

Nefes Alma Verme, Solunum, Otonom Sinir Sistemi
Nefes Alışverişi
Dakikada yaklaşık 14 günde 20000 den fazla nefes alıp veririz. Solunumumuz otonom sinir sistemimizin kontrolünde olduğundan bu düşünüp tasarlamadan yaptığımız hareketlerdendir. İster uykuda olalım ister uyanık sinirsel uyarılar beynimizden otomatik olarak göğüs boşluğumuzdaki kaslara ulaşır. İki noktadaki doğal uyarıcılar karbondioksit seviyesini ölçerek solunum hızını ayarlar. Karbondioksit seviyesini fazla bulurlarsa durumu beyne iletirler ve vücut fazlalaşan karbondioksiti atabilmek için solunumu hızlandırır. Günlük yaşamımızda vücudumuzun oksijen ihtiyacına göre hızlı solunum ile normal solunum arasında gezer dururuz.

Otomatik solunum sistemimizi istediğimiz anda nefesimizi tutarak kendi arzumuzla da durdurabiliriz. Ama bu çok uzun sürmez. Vücudumuz uzun süre oksijensiz kalmaya dayanıklı değildir. Bazıları nefeslerini 4 dakikaya kadar tutabilirler. Bir çoğumuz için bu süre 1 dakika civarındadır.

Hıçkırmak

Hıçkırmak, Hıçkırık Neden ve Nasıl Olur?
Hıçkırmak
Otonom sinir sistemimizin çalışmasında zaman zaman düzensizlikler olabilir. Hıçkırık sık rastlanan bir özelliktir. Hıçkırığın nedeni diyafram kasına yanlış bir sinir uyarısının yollanması ve sıkışma ve gevşemenin yanlış zamanda olmasıdır. Yıllardır pek çok kişi hıçkırığı değişik yöntemlerle geçirmeye çalışmıştır. Ani bir şok ile önleme gayreti buna örnektir. Oysa genellikle hıçkırık birkaç dakika içinde kendiliğinden geçer.

Öksürmek

Öksürme bir başka otonom fonksiyondur. Ama bilinçli bir şekilde de yapılabilir. Boğazın temizlenmesi bilinçli hafif bir öksürük ile olur. Bu tür öksürüğün sosyal bir kullanım yeri de vardır. Örneğin birinin dikkatini çekmek için yada konuşmaya başlamadan önce bir alışkanlık olarak bilinçli hafif öksürüğe de sık sık rastlanır. Bilinç dışı otonom sinir sisteminin neden olduğu öksürük solunum yolunun alt kısmında oluşur. Maksadı bir maddeyi yada birikmiş mukozayı akciğerden ve solunum yolunun alt kısmından dışarı atmaktır. Kirli havanın ve özellikle sigaranın içeri çekilmesi sık rastlanan sebeplerdendir. Sigara içmekte öksürüğe sebep olur.

Hapşırmak

Solunum yolunun üst bölümünde ve özellikle burun boşluğunda da bazı normal solunum dışı reaksiyonlar oluşabilir. Burun boşluğu ve geniz tıkandığında yada tahriş olduğunda hapşırırız. Burun akması ve burun çekmekte burun boşluğunun enfekte yada tahriş olması sonucudur.

Esnemek

Esnemek, Neden Esneriz?
Esnemek
Bir başka solunum yolu da esnemektir. Yorgun yada halsiz olduğunuz zamanlar derin soluk almamaktan ötürü akciğerlerdeki karbondioksit oranında artma olur. Karbondioksite duyarlı sinir uçları bu durumu hissederek beyne iletirler bu halde solunumunuzun süratlenmesi için bir gerek yoktur. İhtiyacımız olan şey derin bir nefes alarak fazla karbondioksiti ciğerlerden atmaktır. Esnemenin bir başka çeşidi toplumsal esnemedir ki bilim adamları henüz bunun nedenini öğrenememişlerdir. Bu halde birinin esnemesi orta bulunan diğer kimselerinde esnemesine neden olmaktadır.

Akciğer Hava Keseciklerinin Toplam Alanı
Akciğer Hava Keseciklerinin
Toplam Alanı
Solunum zarının kapladığı alanın günlük yaşamımızın gerektirdiğinden fazla olduğunu söylemiştik. Bu fazlalık güç egzersizler yaparken, yada vücutta solunum ile ilgili bir hastalık olduğunda kullanılır. Çünkü zatürre, verem ve amfizem gibi hastalıklarda zarar gören, hava keseciklerinin duvarındaki solunum zarıdır. Akciğerin yarısının çalışmaması halinde bile yaşamımızı biraz daha sakin olmak kaydıyla nispeten normal bir şekilde sürdürebiliriz.

Hava yoluyla vücuda giren kir ve bakterileri vücuda sokmamak ve onları dışarı atmak konusunda mukozanın rolünü görmüştük. Ayrıca makrofaj dediğimiz bir akyuvarda bizi hastalıklara karşı korur. Ancak akciğerlerimizin soğuk alma, yada kirli hava gibi dış etmenlerin sebep olacağı hastalıklardan korunma konusunda alınması gereken ilk önlem sağ duyuyla hareket ederek soğuk havalarda iyi giyinmek ve kirli hava ve özellikle sigara ile olabildiğince az temas etmektir.

Mukoza ve makrofajların mücadele etmekte en güçlük çektikleri şey sigara dumanıdır. Duman burun boşluğundan değil de kestirme yollu ağızdan girdiği için beraberinde gelen kir ve bakterilerle mücadele sadece kolay bir şekilde tahriş olup iltihaplanmaya açık olan mukozaya kalmaktadır. Kirli hava, hava keseciklerine vardığında makrofajlar görevlerinin arttığı bilinciyle çoğalırlar. Ama sigara içme devam ettiği sürece bu kaybedilmiş bir savaştır. Mukoza parçalanır, kıllı hücreler ölür ve yerlerini düz satıhlı hücreler alır. Atıklar ile yüklü mukoza topaklarla bir araya gelir. Yerçekimi bu topakları akciğerin derinliklerine çekerek hava girişini engeller. Bu da sigara içenin öksürmesine yol açar.

Akciğer Kapasitesinin Yarıya Düşmesi
Akciğer Kapasitesinin
Yarıya Düşmesi
Bu öksürük ölü mukoza topaklarını solunum yolundan atma gayretidir. Sigara tiryakiliği sonucu mukoza en ufak hava yollarını bronşları bile tıkamaya başlar. Vücuda giren hava çıkmakta güçlük çeker. Ciğerlerden kopan hava kesecikleri tam manasıyla boşalamazlar. Bu amfizemi halidir. Bunun sonucunda hava kesecikleri parçalanır ve solunum alanı daralmaya başlar. Hasta nefesi tam olarak veremediği için aldığı nefeste azalır ve bunu kısa ve sık nefes alarak karşılamaya çalışır. En sonunda hastaya oksijen takılır. Vücuttaki solunum alanının çok azalması hastanın aldığı oksijeni yapay olarak artırma zorunluluğu oluşturur.

Sigara alışkanlığı ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyidir. Makrofajlar yüklerinin üzerinde bir savaşa sürüklenmezler. Öksürük giderek yok olur. Ama tabi solunum sistemi ilk günkü haline gelmez. Bu nedenle en doğrusu sigara alışkanlığına hiç kapılmamaktır.

Unutmayın solunum sistemimiz dış dünyanın oksijeniyle buna ihtiyacı olan hücrelerimiz arasında bir geçiş yoludur. Bu yola iyi bakmaz ve ona zarar verirsek sağlıklı yaşama şansımızı kendi ellerimizle yok etmiş oluruz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Lütfen soru sormadan önce, sorunuzu öncelikle arama kutusunu kullanarak araştırınız. Güzel yorumlarınız içinde teşekkürler.

Yorum Kutusu